Hatayı Kendinde Arayan İyi Yürekliler


Neredeyse her gün, hayal kırıklığı yaşayan, iyi yürekli birinin üzüntüsüne şahit oluruz. Belki de bugün, önemsenmeyen inceliklerimiz yüzünden kırılan kalp bize aittir.


Gördüğümüz en hüzünlü bakış, yaşadığı kötülükleri anlamaya çalışan ve her defasında kendini suçlayan iyi yürekli insanların gözlerindedir.

Kimseye zararı olmayan ve kendine has naif üzüntüleriyle dolu iyi insanları gün içinde göremiyorsanız, durduğum yerden, hayatın güzelliklerini ıskaladığınızı söyleyebilirim.


Hatayı kendinde arayan bu insanlar; herkesin yardıma koşmasına rağmen, ilk fırsatta terk edilen bir adam, güvendikleri tarafından kullanıldığını anlayan bir kadın, etrafındakiler için kendini unutan ama yine de kimseleri istediği kadar mutlu edemeyen bir evlat ya da sadece efendi yetiştirildiği için iş hayatının düzenbazları karşısında bocalayan bir başkası olabilir.

İnsanlara plansız, hesapsız yaklaştığı için suistimal edilen iyi yürekliler, sıklıkla hatayı kendinde arayarak derin bir yalnızlığa sürüklenirler. Oysa normal olan ve davranan sadece onlardır. Üstelik en üzüntülü zamanlarında, tuhaf bir şekilde, yeterince ‘’kıvrak’' olamadıkları yönünde sınırsız eleştiri alır, bolca yargılanırlar.


İyi yürekli insanların başka bir dünyada yaşama ihtimali olmadığına göre, bu sağanaktan korunabilmeleri için kendi kalelerini inşa etmeleri gerekir. Hüzünle dolmalarına neden olan bu cehennemin kökenlerini anlamak, kalenin temelini oluşturabilir.


Üç temel savaş nedeni


‘‘İnsan insanın kurdudur’’ diyerek yıkıcı özelliklerimizin nedenlerini açıklamaya çalışan Thomes Hobbes ile kalelerimizi örmeye başlayabiliriz. Ona göre insanları kurda dönüştüren üç temel savaş nedeni vardır: Kazanç, güvenlik ihtiyacı ve şöhret

Bu nedenler uğruna kurda dönüşen insanlar yüzünden, hayat iyi yürekliler için cehenneme dönüşür. Sokaklar, televizyon stüdyoları bu arzuların esiri olmuş, hayatı keşfetme güzelliğini çoktan ıskalamış, kibirli ve yüzeysel fanilerle dolup taşar.


Diğer yandan sistem kurucusu kapitalist ruhlar, insanı kurda çeviren arzu ateşinin yükselmesini keyifle seyreder. Onlar da mülkiyet edinme hırsının sönmeyen ateşinde, kendi cehennemlerini yaşarlar; tatmin duygusuna ve fark edebilmenin insanda bıraktığı sakin özgürlüğe hiçbir zaman ulaşamazlar.

İyi yüreklileri koruyabilecek kaleye, Jean-Jacques Rousseau ile birkaç taş daha ekleyebiliriz. J.J Rousseau’ya göre toplumsal yaşam, insanı kötü yapmıştır. Çünkü bir arada yaşam, özel mülkiyet ve onu koruma gereksinimi ortaya çıkarmıştır ve bu çaba şüphesiz insanlığı mutsuzluğa sürükler.

Zaman ilerlemiş, toplumsal yaşamı düzenlemeye çalışan devletler, demokrasiler ortaya çıkmış olsa da, insanlık iyi yüreklilere zarar vermeye devam etmiştir. Çünkü tarihi süreçte devreye kapitalist düzen girmiş ve Thomes Hobbes’un bahsettiği savaş nedenleri (kazanç, güvenlik ihtiyacı, şöhret) üzerinde hızla yükselmiştir.

İyi yürekliler de, bu savaşın doğal, kendilerinin ise hatalı olduğunu düşünerek çarkların dönmesine, iyi niyetle de olsa, katkı yaparlar. Oysa tek doğru, onların varlığıdır. Hayat, sistemden beslenen obez kapitalistler için tasarlanmış bir kurgudur. Devlet ise kurda dönüşen insanları seyreden, koruyan bir sistem piyonu olarak kendini güçten yana konumlandırmıştır.

Böylece dünya, gittikçe köpüren hırslara, arzulara tanıklık eder. İyi yürekler daha çok bocalar, acı çeker. Hitler’in ‘‘Önemli olan doğruluk değil zaferdir’’ sözü, başarı delisi insanları etkilemeye devam eder.


Dünyayı onu en az sevmeyenler yönetir. İnsanlığı bu günlere getiren ilerleme tutkusu, onun sonunu hazırlar.

Karl Marx’ın belirttiği gibi, insan sahip olma tutkusunu hedef haline getirdiği bu düzende, değerlerinden uzaklaşarak ahlaksızlaşır. Böylece hayatlarımız, iyi yüreklilerin üstüne basmaya çalışan az gelişmiş ve ahlaksız insanlarla tıka basa dolar.


Ancak fark etmek bizi özgürleştirebilir


Bir diğerinin kurdu haline gelenleri daha yakından incelemek için iş yerlerinde, plazalarda, yan yana masalarda çalışanlar arasındaki ilişkiye yakından bakabiliriz; orada, insanlardaki kazanma hırsı, mülkiyet tutkusu, daha iyiye ulaşma arzusu ve problem dolu ilişkiler her sabah tazeliğini korur. Çünkü her gün performans ölçülür, rekabet vardır ve rivayete göre en iyi olanlar kazanacaktır!!

İyi yüreklilerin, yaşadıkları hayal kırıklıkları karşısında, hatayı kendilerinde aramayı bir kenara bırakıp, insana dair zaafları ve onları hatalara sürükleyen problemli sistem hakkında düşünerek kendilerini korumaya almaları gerekir.


Çünkü dünyamızın güzel insanların neşesine, mutluluğuna, keyifli ve iyiliksever davranışlarına ihtiyacı vardır. Köşelerine çekilip üzülmeleri, hayatı ve onları griye boyar.


Özgürlük fark edebilmektedir ve ancak fark etmek özgürleştirir. Aksi durumda insan, iki kapılı handan, hasret kaldığı ve bir türlü ulaşamadığı tutkusunu düşünerek geçmeye devam edecektir.


Ömrümüzün kısalığını akıldan çıkarmamak, iyi yürekleri korunaklı ve güçlü kılar.

Faniliği, gelip geçiciliği unutturan çağımızda hayat bir unutmama savaşıdır.


Fırat Devecioğlu

Yüzleşme, Mona Kitap

1.Bölüm. 6.Düşünce Yazısı, syf:51

26 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Bir İyi Hissetme Aracı: Yoksulluğun Pornografisi

Yoksulluk ve pornografisi konusuna birkaç gülümsemeyi hatırlatarak başlayayım. Trafik sıkışmıştır. İyi model arabaları ile sıkışmış trafikte dur kalk ilerlemeye çalışan bir çift vardır; bir eli dışarı

Ofislerde Dolaşan Bir Kabus

Kariyer mücadelesi, ofislerde dolaşan bir kabusu hayatlarımızın ortasına bırakıverir. Kabusun adı, problemli orta düzey yöneticilerdir! İnsanın hayatına sonradan girip, bir daha hiç çıkmayacak gibi

Bir Orta Sınıf Mücadelesi; Kariyer!

Sistemin sürekliliği için, hayatın kendisi gibi dayatılsa da, kariyer, bir orta sınıf mücadelesidir. Her sabah yan masada çalışmaya başlayan iş arkadaşlarımız ile aşağı yukarı aynı mahallenin çocuklar